29 Mart 2026
Tuva (TIVA) TÜRK Cumhuriyeti (III)
13-16 Ağustos 1921 tarihlerinde Tuva‟nın bütün bölgelerinden önderlerin katılımıyla Oyun (Tandı) ilçesinin, Sug-Bajı adlı köyünde büyük bir toplantı yapılmıştır. Toplantıya Tuvalarla birlikte, 18 Rus, Komünist Enternasyonalin Uzak Doğu temsilcisi ve Moğolistan‟ dan üyeler katılmıştır. Toplantıda Tuva‟nın bağımsızlığı, anayasanın yapılması, Tuva‟nın Sovyet Rusya ve Moğolistan‟la ilişkilerinin düzenlenmesi konuları tartışılmıştır. Tartışmalar sırasında Tuva‟nın “Taŋdı-Tıva Ulus” (Tandı Tıva Devleti) olması yolundaki görüşlere karşı çıkanlar olmuş, Toju‟dan Lopsan: “Biz kendimizi idare edemeyiz, Moğolistan‟a bağlanmalıyız.” görüşünü savunmuştur. Üyelerden Buyan Badırgı: “Bundan sonraki toplantıları Tuvalar kendi aralarında yapmalıdır. Biz kendi meselelerimizi, geleneklerimizi Ruslardan daha iyi biliyoruz.” şeklinde görüş bildirmiştir. Toplantıda Taŋnu Tıva Cumhuriyetinin kurulması kararı alınmıştır. Hükûmet başkanı olarak Buyan Badırgı seçilmiş, yardımcılığına da Darımaa getirilmiştir. Taŋdı-Tıva Halk Cumhuriyetinin anayasası 15 ağustos 1921 yılında meclis üyelerinin oy birliğiyle kabul edilmiştir.
14 Ağustos 1921 tarihinde Tıva Arat Respublika (Tuva Halk Cumhuriyeti) kurulur ve Tuva'nın ilk anayasası kabul edilir. Anayasanın 1. maddesi "Tuva iç işlerinde serbest, dış işlerinde ise Rusya'ya danışarak hareket eder." şeklindedir. Bağımsızlığını 1944 yılına kadar devam ettiren Küçük Tuva Cumhuriyeti, 20. asırda Türkiye Cumhuriyeti'nden sonra en fazla bağımsız kalan Türk Cumhuriyeti olma özelliğini göstermiştir. Cumhuriyet kurulduktan sonra devlet başkanlığına Sodnam Balçır seçilir.
14 Ağustos 1921 tarihinde Tıva Arat Respublika (Tuva Halk Cumhuriyeti) kurulur ve Tuva’nın ilk anayasası kabul edilir. Anayasanın 1. maddesi "Tuva iç işlerinde serbest, dış işlerinde ise Rusya’ya danışarak hareket eder” şeklindedir.
15 Ağustos 1921’de Tuva Cumhuriyeti’nin yirmi iki maddelik anayasasındaki 4. madde de “Tuva vatandaşları istedikleri dini seçme özgürlüğüne sahiptir. Din görevlileri kendiişlerini yaparlar” denilmiştir.
Temmuz 1924’te başlayan üç taraflı (Tuva, Moğolistan ve Rusya) görüşmelerin sonucunda Tuva’nın siyasi statüsü daha belirginleşmiştir. Bir yıl sonra Rusya ile diplomatik ilişkiler başlamıştır. Ardından, Kasım 1925’te Moğolistan’ın Büyük Huralı, Tuva’nın bağımsızlığını kabul etmiş ve 1926 yılında Moğolistan ve Tuva arasında diplomatik ilişkiler başlamıştır.
1924 yılında Tannu Tuva Cumhuriyeti’nin Moğolistan ve Rusya tarafından de facto olarak tanınmasından hemen önce, Büyük Hural’da Moğolistan ile birleşme konusu yeniden gündeme gelmişti. Şüphesiz bahsedilen iki faktör de bağımsız Tannu Tuva Cumhuriyeti’nin kurulmasına etki etmiştir.
1925 Kasım ayında Moğolistan, Tuva'nın bağımsızlığını tanımış ve diplomatik ilişkiler başlamıştır. Tannu Tuva Halk Cumhuriyeti kuruldu. 1926'da adı Tuva Halk Cumhuriyeti'ne dönüştü. Tannu Tuva Cumhuriyetinin siyasi hayatında Rus ve Moğol etkisi arasında kaldığı görülür. Tuva'daki aydınların çoğunluğu dindaş Moğolistan ile bütünleşmek istemişlerdir. Tannu Tuva Cumhuriyetinin ilk başkanı Donduk, Moğolistana yakın olmak ve Budizmi yaygınlaştırmak politikasını yürüttü. Buryat ve Kalmık dini önderleri Moğolistan ile birleşme politikları desteklenmiş ve onların propagandalarını geniş ölçüde gerçekleştirmişlerdir.
1925 yılından itibaren Tuva’daki Sovyet temsilcisi Moğol yanlılarının faaliyetlerini sınırlandırmaya çalışsa da, hem hükümette hem de Tuva Devrim Halk Partisi’nde Panmoğolist düşünceler güçlüydü. Tannu Tuva Cumhuriyeti’nin ilk lideri Donduk, Moğollara yakın olma ve Budizm’i yaygınlaştırma politikasını yürütmüştür. Gençlere dini eğitim sağlanmış ve manastırların sayısı arttırılmıştır. Yürütülen politikaların sonucunda, bağımsızlığın yedi yılı içinde Budist manastırlarının sayısı 22’den 26’ya çıkmıştır.
1925 Kasım ayında Moğolistan, Tuva'nın bağımsızlığını tanımış ve diplomatik ilişkiler başlamıştır. Tannu Tuva Halk Cumhuriyeti kurulmuştur.
1926'da adı Tuva Halk Cumhuriyeti'ne dönüşmüştür. Tannu Tuva Cumhuriyetinin siyasi hayatında Rus ve Moğol etkisi arasında kaldığı görülmektedir. Tuva'daki aydınların çoğunluğu dindaş Moğolistan ile bütünleşmek istemişlerdir. Tannu Tuva Cumhuriyetinin ilk başkanı Donduk, Moğolistana yakın olmak ve Budizmi yaygınlaştırmak politikasını yürütmüştür. Buryat ve Kalmık dini önderleri Moğolistan ile birleşme politikları desteklenmiş ve onların propagandalarını geniş ölçüde gerçekleştirmişlerdir.
1926 yılında Moğol Halk Cumhuriyeti ve Tuva Cumhuriyeti arasında Dostluk Anlaşması imzalanmıştır.
1928 yılında Tuva’da 3500 Budist Lama vardı. (Aynı tarihte Tuva’nın nüfusu 65 bin kadardı.) Çünkü her aile erkek çocuklarından birinin lama olmasını istiyordu.
Mart 1928 de Tuva'da Budist Lamaların kongresi yapıldı. Bu devirde gazeteler Moğolca çıkmaya başlamış, Moğolistana Tuva Türklerinden öğrenciler gönderilmiş ve adlar Moğolcalaştırılmıştır. Bu dönemde Buryat Moğollarından Çenkirov ise Rus destekli olarak Tuvalar arasında marksizmi yaymak amacıyla Tuva Halk Devrim Partisini kurmuştur. Bu parti Tuva'nın Turan bölgesinde kurulmuştur. Tuva Devrim Halk Partisinde Moğolistan ile birleşimin gündemde olması ve Tuva devlet yönetiminin de anti-Rus siyaseti üzerine Rusya yönetimdekilerin etkisini azaltmak için Rus yanlısı Salçak Toka'yı destekleşmiştir. Ülke, II. Dünya Savaşı devam ederken SSCB yarı bağımsız Tannu-Tuva Türk Devletini işgal ederek ülkenin 170.500 km2lik yerini kendi kaynaklarına kattı.
1928 yılında Tuva Cumhuriyeti’nde Sovyet Etkisinin Artması Budizm’i yaygınlaştırma politikası çerçevesinde Donduk ve yanındakiler din karşıtı propagandasını sınırlandıran ve Budizm’in Tuva’nın devlet dini olduğunu ilan eden bir kanun kabul etmişlerdir. Bu gibi düzenlemeye kadar derinleşen Budizm’i yaygınlaştırma ve Buryatlar, Kalmuklar ve Moğollar ile birleşme politikası, 1929’da Sovyetler’i harekete geçirmiş ve Tuva’daki Sovyet temsilcisi Starkov, Tuva rejimini sona erdirmekle görevlendirilmiştir.
1929 yılında Donduk, Moskova’nın başlattığı temizlikte azledilmiştir. Güç mücadelesi sonucunda Moskova tarafından eğitilen Salçak Toka galip gelmiştir. Tuva’daki siyasi kariyerine 1929’da Parti Merkez Komitesi’nin ideoloji sekreteri olarak başlayan Toka, bundan sonra, 40 yıldır Tuva’nın değişmez lideri haline gelmiştir.
1929 yılından başlayarak Rusya’nın ülkedeki etkisini arttırmasının ve iç siyaseti daha fazla etkileme gücünü elde etmesinin sonucu olarak, yürütülen politikalar tamamen değişmiştir. Rusya içinde yürütülen politikalar Tuva’da da yürütülmeye başlanmıştır. Daha önce belirli amaçlarla diğer dinlere nazaran tolere edilen Budizm’e karşı saldırıyı başlatan Sovyet yönetimi, Tuva’da da Budizm ve Şamanlarla mücadele başlatmıştır. Diğer taraftan toplumdaki güç dengeleri ve mülkiyet ilişkileri değiştirilmeye başlanmıştır.
1929 yılında bütün “sömürgecilerin” ve lamaların elinden oy verme hakkı alınmıştır. Şamanlara karşı yoğun propaganda başlamış, Şamanların halk nazarında itibarları zedelenmeye çalışılmıştır. Budizm’e karşı başlatılan imha faaliyetleri sonucunda ise, lamalar ve manastırlar ortadan kaldırılmıştır.
1929 yılına kadar Moğol yanlılarının daha etkili olduğu görülmektedir.
1930 yılında Tuva Cumhuriyetinde, alfabe Türkiye Türkçesinin alfabesi örnek alınarak hazırlandı. Latin kökenli Tuva harflerinin kullanıldığı bu alfabe, bağımsız Tuva Cumhuriyeti, Sovyetler Birliğine teslim olmadan önce Kiril alfabesine teslim oldu.
1930’lu yıllarda başlayan yazılı edebiyat geleneği büyük ölçüde komünist ideolojinin etkisinde kalmıştır. Yine de Tuva Türklerinin hayatı, yazılan bu hikâye, roman ve tiyatro eserlerinde kendine yer bulur. Avcılık ve hayvancılık, toplum hayatını en önemli iki uğraş alanı olarak, edebi eserlerde geniş olarak işlenir.
1930 lu yılların sonu ile 1940lı yıllar ve 1950li yılların başında, idarenin tamamıyla komünistlerin elinde olmasından dolayı milliyetçiler; "eski sistem yanlıları", "Japon işbirlikçisi", "ispiyoncu", "zenginlerin ve din adamlarının taraftarı" "halk düşmanı" gibi çeşitli suçlamalarla idam edilmişler veya ağır hapis cezalarına çarptırılmışlardır. Bu ağır cezalardan dolayı 1980li yılların sonuna kadar nispeten bastırılan milliyetçi düşünceler ve bağımsızlık hareketleri; Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğindeki gelişmelere paralel olarak yeniden ortaya çıkmıştır. Bağımsızlık Hareketleri Kendi kültür ve inançlarına son derece bağlı olan Tuvalar, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinin çökmesinden önce de birçok vatanseveri komünist sisteme kurban vermiştir.
1930 yılında Tuvacayı edebi dil haline getirebilmek için “Latin esaslı yeni Türk alfabesi” kullanılmaya başlanmıştır.
1930’lu ve 1940’lı yılların başlarında Tuva Cumhuriyeti’nde Rus nüfus oranı %20 üzerine çıkamamışken, Sovyetler Birliğine dâhil olması sonrasında Rus nüfus miktarında hızlı bir artış yaşanmış ve 1959 yılında gerçekleştirilen nüfus sayımına göre toplam nüfusun %40,1’ini oluşturmuştur.
28 Haziran 1930’da Tuva hükümeti, Tuva Latin alfabesinin kullanılması konusunda bir kararname yayınlamıştır. Bundan sonra Moğolcadan uzaklaşma ve Tuva edebi dilini oluşturma çalışmaları yürütülmüştür. Gerçekleştirilen dil devrimi, Tuvaların Moğol kültürünün etkisinden arındırılmalarını sağlamıştır. İlginç bir şekilde, Sovyetler Birliği birçok yerde Türk halklarının Türk olduklarını unutturmaya çalışırken, belirli bir dönem kendi amaçları doğrultusunda Tuvaların Türk olduklarını vurgulamak zorunda kalmıştır.
1930‟lu yıllara kadar Tuva‟da okuma yazma bilenlerin oranı çok düşüktü. Belgeler ya Moğolca ya da Rusça olarak yazılıyordu. 28 Haziran 1930‟da Lâtin harfli Tuva alfabesi kabul edildi. Bu karar “Ünen” adıyla Moğolca çıkan gazetede yayınlandı.
1930‟lu yılların sonuna gelindiğinde Tuva komünistleri “ağabeylerinin” yardımlarıyla iktidarda iyice güçlenmişlerdir. Ancak hâlâ aykırı sesler yüksek mevkilerde bazı yerleri işgal etmektedirler.
1931 nüfus sayımına göre, Tuva’da 725 Şaman bulunuyordu. Fakat 1944’ten sonra Şamanlar toplama kamplarına gönderilmiş ve çocuklarının okula gitmeleri yasaklanmıştır. Sadece çok uzak yerlerdeki şamanlar hayatta kalabilmiştir.
Ocak 1931‟den itibaren Ünen gazetesi Şın (Gerçek) adıyla ve Tuva Türkçesiyle yayımlanmaya başlandı. Bu gazete günümüzde yayın hayatını sürdürmektedir. Tuva alfabesi birkaç harfi dışında Türkiye Türkçesinin alfabesine benziyordu.
1931'de Tuva'da 787 lama ve 725 kayıtlı şaman vardı ve bunların yarısı kadındı. Şimdi ise sayıları çok daha azdır. Tarihsel olarak, Tuva halkı şamanist ve Tibet Budisti olmuştur. . Özellikle 1930’lu yıllarda lamaların ve kamların faaliyetleri yasaklanmış bu yasaklara uymayanlar ağır şekilde cezalandırılmıştır.
1932’de Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti döneminde Uzak Kuzey bölgesinde yaşayan ve çalışan kişilere yönelik sağlanan yardımlara ilişkin yönetmelik kabul edilmiş ve bu doğrultuda günümüzde Rusya Federasyonu, Tuva Cumhuriyeti’nde yaşayan kuzeyli halklara yönelik “Kuzey Bonus” adıyla devlet yardım programı desteği vermeyi sürdürmektedir.
13 Ekim 1938 tarihinde Tuva Yüksek Mahkemesi aşağıda isimleri ve meslekleri yazılı dokuz kişi hakkında yetmiş iki saat içinde ateşli silâhla öldürülme kararı verir. Bu karar Bölge Meclisinde Seren ve Sonam‟ın cezaları 8‟er yıl mahkûmiyete çevrilerek onaylanır ve ölüm cezaları uygulanır.
Ölüm cezası verilen kişiler: Sat Çürmit-Dajı (Bakanlar Kurulu Başkanı), Adıg-Tuluş Hemçik-ool (Halk Meclisi Başkanı), Oyun Tançay Çaranday (Tuva Bankası Başkanı), Kara-Sal Biriŋley Oruma (Yüksek Mahkeme Üyesi), Küjüget S. Arapay (Tuva Devrimci Askerler Başkanı), Sat Lopsan Bazır-ool (Tuva Ticaret Bakanı), Hovalıg Totkan Sonam (Devlet Basım Merkezi Başkanı), Oyun Sengijik (İç işleri bakanı ve Başsavcı), Kuular Sungar-ool (Tuva‟nın Moğolistan elçisi), Küjüget Seren (Askerî Komiser)12 Mesleklerinden de anlaşılacağı gibi ölüm cezasına çarptırılanlar Tuva‟nın üst düzey yöneticileridir.. Peki bu insanlar hangi suçu işlediklerinden dolayı cezalandırılmıştır. Bunları da arşiv belgelerinden öğreniyoruz. Hepsinin ortak ve en önemli suçu “Kontr” (karşı), “Kontrrevolyutsioner” (karşı devrimci) oluşudur.
13 Ekim 1938 tarihili Tuva Halk Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesinin kararının iptaline” karar verilmiştir. 1930-40‟lı yıllarda Tuva‟da sadece bu dava olmamıştır. Binlerce kişi aynı akıbete uğramıştır. Öldürülenler ölüp kurtulmuş, asıl cezayı onların geride bıraktığı çocukları, aileleri, akrabaları çekmiştir. Onlar her zaman “kontr” damgasıyla yaşamışlar, işlerini, mallarını kaybetmişler, bazıları yaşadıkları yerleri terk ederek adlarını değiştirmişler, kimliklerini saklamak zorunda kalmışlardır.
1941 yılında kabul edilen bir kanunla Kiril alfabesine geçiş kararı alındı. Günümüzde bu alfabe kullanılmakla beraber, yeniden Latin kökenli alfabeye dönüş de Tuva aydınları arasında tartışılmaktadır. Tuva sözü edebiyatı yüzyıllardır halkın hayatının bir parçası olarak süregelmiştir. Bu edebiyatta en büyük yeri şüphesiz kahramanlık destanları alır. Mısra başı kafiyeli ve bir müzik aleti eşliğinde söylenen bu destanların çoğu derlenerek basılmıştır.
Tuva Edebiyatçıları arasında; Salçak Toka, Monguş Kenin Lopsan, Kızıl Enik Kudaji, Viktor Kök-Ool, Salim Sürün-Ool, Stepan Sang-Ool, Yuri Künzegeş, Oleg Suvakpit, Ekatarina Tanova akla gelen ilk isimler olarak sayılabilir.
22 Haziran 1941‟de THC‟nin Yüksek Meclisi: “Tuva halkı ve onun devrimci hükûmeti, Sovyet halkının faşist saldırganlara karşı mücadelesi ve zaferi için, bütün gücü ve kaynaklarıyla yardımcı olmaya hazırdır.” görüşünü açıkladı.
8 Temmuz 1941 tarihinde Tuvalılar: “Devrimci kültürü geliştirmek ve SSCB‟nin halklarının sosyalist kültürüne yakınlaştırmak, millî Tuva alfabesini ve edebî dilini yeni yüksek seviyeye çıkarmak ve işçi kitlelerini Marksizm, Leninizm bilgileriyle iyi şekilde donatmak.” amacıyla bugün de kullandıkları, Kiril harfli Tuva alfabesini kabul ettiler.
1944 yılına gelindiğinde Tuva’da hiç lama kalmamış, kamlar açık bir şekilde mesleklerini icra edemez olmuşlardır. Bu durum SSCB’nin dağılmasına kadar devam etmiştir. Sovyetler Birliğinin çöküşüyle Tuva’nın başkenti Kızıl’da ve Kızıldağ kasabalarında hüreeler açılmış ve buralarda lamalar çalışmaya başlamışlardır. Yaygınlaşarak açılmaya devam eden Budist tapınaklarının açılmasıyla günümüzde bu sayı yirminin üzerine çıkmıştır.
1944’te Tuva Küçük Huralı’nın (Meclis) onayıyla ülke Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği tarafından ilhak edilmiş, ardından Rus Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlı Tuva Özerk Oblastı’na dönüştürülmüştür. Kısa süre sonra binlerce Rus yerleşimci toprakları işlemek, fabrikalar, kömür ve altın madenleri inşa etmek için geldi. Tuvalılar, tarımsal kolektif çiftliklere benzer hayvancılık kolektiflerine zorlandı.
17 Ağustos 1944 yılında Sovyetler Birliği yönetimi, 1930’lu yılların sonunda komünist ideolojiyi savunanların ülke yönetimine tamamen hâkim olduklarını görüyoruz. 1921 yılında TAR kurulduğunda: "Rusyanın işçi-çiftçi hükümeti Uryanhay (Tuva) Bölgesini kendi toprakları olarak görmemekte ve onu bu şekilde ilerde de görecek her hangi bir düşüncesi bulunmamakta" diye kutlama mesajı gönderen, aradan 23 yıl geçtikten sonra bütün şartları lehine çevirmiş ve Tuva Hükümetinin aldığı "Büyük Sovyet Devletinin idaresi altına girme isteğini" kabul etmiştir..
11 Ekim 1944 tarihinde alınan bir kararla Bağımsız Tuva Halk Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği Muhtar Bölgesi haline dönüştürüldü.
11 Ekim 1944 yılında alınan bu kararla bağımsız TAR, "Sovyet Muhtar Bölgesi" olmuştur. Sovyetler Birliğine katılmak için en çok çaba sarf edenlerden biri olan Salçak Toka, Muhtar Bölgenin başına getirilmiştir.
17 Ağustos 1944 yılında Tuva Halk Cumhuriyeti, Küçük Huralının Olağanüstü Kongresi’nde Tuva’nın SSCB’ye dahil edilmesi konusunda SSCB Yüksek Sovyeti’ne hitaben bir deklarasyonu kabul etti. Aslında, Toka’nın hükümeti Tuva’yı Sovyetler Birliği’ne dâhil etmek için daha önce üç deneme yapmıştır: 1939’da, 1941’de ve 1943’te. Bu çabalar, Kızıl’daki Merkezi Komite’nin aldığı işçiler ve çiftçiler adından yazılan mesajlardı. Mesajlarda Tuva’nın Rusya’ya katılması için ricalar vardı. Bu mesajlar Çarlık Rusyası’na gönderilen (göndertilen) aynı konulu mesajları hatırlatmaktadır ve bunlar ilhak öncesi meşru ortamı hazırlama çabalarından başka bir şey değildir.
17 Agustos 1944 tarihinde Tuva Meclisi: “23 yıllık Tuva Rusya ilişkilerinde görülen gelişme ve asırlara dayanan (Ruslarla Tuvalıların karşılaşmaları henüz bir asrı bile doldurmamıştı. Tuva Rus dostluğunun gereği olarak, Tuva‟nın Sovyetler Birliğine katılma isteğini bildiren kararını kabul etti. Bu kararı Sovyetler Birliğinin Yüksek Şurasına bildirmek üzere S.Toka, A.Çımba, O.Lopsançap görevlendirildi” Sovyetler Birliği Meclisi isteği görüştü ve şu kararları aldı:
1.Tuva Meclisinin, Sovyetler Birliğine katılma isteği kabul edilmiştir.
2.Federasyonun Yüksek Şurasına, Tuva‟nın otonom bölge olarak kabul edilme isteği bildirilecektir.
3.Sovyetler Birliği anayasasının 35. maddesi gereği Tuva‟dan, Sovyet Yüksek Şurasına milletvekili seçimleri 1945 yılının nisan ayında yapılacaktır.
4.Tuva‟daki faaliyetleri yürütmek üzere Sovyet Halk Komiserliği görevlendirilmiştir. Ekonomik ve kültürel gelişmeyi sağlamak için maddî yardımlar yapılacaktır.
1944 yılında Moskova, Tuva yönetimine zamanın geldiğini belirtmiştir. Artık işçilerden ve çiftçilerden gelen ricalar değil, daha resmi bir belge gerekiyordu. Bunun üzerine Tuva Devrim Halk Partisi’nin Politbürosu acilen Merkezi Komite’yi toplamış ve 17 Ağustos 1944’te Küçük Huralın Olağanüstü Kurultayı’nda, Sovyetler Birliği’ne katılma kararı alınmıştır.
11 Ekim 1944’te Tuva, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin özerk bölgesi olarak Sovyetler Birliğine girmiştir.
1944 Rusya Federasyonu içinde olsun, Sibirya’daki milli idari oluşumlar içinde olsun, Tuva Cumhuriyeti ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bunu belirleyen Tuva’nın tarihi, demografik durumu, milli bilinç seviyesi ve coğrafik konumudur. Rusya Federasyonunun diğer üyelerinden farklı olarak Tuva, Bolşevik Devrimi’ni takip eden iç savaştan hemen sonra Sovyetler Birliği’ne dâhil olmamış, 1944 yılına kadar ayrı bir devlet olarak varlığını sürdürmüştür. Buna ek olarak, Tuva’nın dış sınırı bulunmaktadır ve Tuva, Sibirya içinde yerli halkın çoğunlukta olduğu tek idari birimdir.
20 Nisan 1945‟te yapılan seçimlerde; S.Toka, A. Çımba, L.Çadamba, K.S.Kudajı ve O.A.Serenmaa Sovyet Yüksek Şurasına Tuva milletvekili seçildiler.
16 Ağustos 1946 yılında Tuva'nın Sovyetler Birliğine dâhil olduğu açıklanmıştır. Tuva'nın zengin yeraltı ve verimli tarım-orman alanları sömürülmeye başlandı. Rusya'ya bağlı muhtar bölge haline geldi.
1950 Tuva'da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği egemenliğinden önce 1928 yılında 4813 lama (din anlatıcı kişi) ve 28 Buda dini ibadet yeri vardı. Bunlar aşamalı olarak azaltılmış ve son olarak 1950 yılında da son "hüree"(Buda dini ibadet yeri) de yok edilmiştir.
10 Ekim 1961 yılında Tuva; "Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti" unvanını alır.
10 Ekim 1961‟de Yüksek Şura kararıyla Tuva Otonom Bölgesi, Tuva Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti yapıldı.
10 Ekim 1961’de ise Tuva Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti statüsüne yükseltirmiştir. Bu toprakların Rusların egemenliğine girmesiyle beraber Rus nüfusunda artışlar gözlenmiştir fakat bölgedeki asıl Rus nüfus miktarındaki artış Sovyetler Birliği döneminde meydana gelmiştir. Tuva’nın, Sovyetlerin egemenliğine girmesinden sonra bu topraklarda hızlı bir Rus iskânının yaşandığı sahalardan birisi olmuştur.
17 Aralık 1961‟de yapılan seçimlerde 69 Tuva, 31 Rus, Tuva Meclisine milletvekili seçildi.
10-11 Ocak 1962‟de SSCB devlet nişanının, Tuva devlet nişanı olmasına ve üzerine Tuvinskaya ASSR (Tuva Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) yazılmasına, SSCB bayrağının Tuva bayrağı olmasına ve üzerine Tuvinskaya ASSR yazılmasına karar verildi.
1963 yılında Tuva halkının en önemli destanı olan “Keser” Tuva dilinde yayınlanmıştır.
1970’lerden başlayarak Sovyetler Birliği’nde Budist karşıtı propaganda yavaşlamıştır. Bunun sebebi, Sovyetler Birliği’nin din faktörünü uluslararası “barış” propagandası çerçevesinde kullanmak istemesiydi. Şamanlar da toparlanmaya başlamış ve 1960’larda-1970’lerde tarih doktoru ve Halk Yazarı ünvanına sahip olan Kenin-Lopsan Monguş, halk geleneklerini incelemek için Tuva’yı dolaşırken, hayatta kalan Şamanları bulmaya çalışmıştır.
1970’lere kadar Budizm ve Şamanlar baskı altındaydı. Genel olarak Sovyetler Birliği’nde dinsizliğin propagandası yapılmasına rağmen, Ortodoks Hristiyanlığı daha çok tolere ediliyordu. Tuva’da ise, Budizm baskı altında olmasına rağmen, Rus Ortodoks Kilisesi, Eski İnançlılar ve hatta Baptistler kendi dinlerini devam ettirebiliyorlardı. 1950’lerde dinle mücadele kapsamında son Budist manastırı yok edilmiştir.
1970 yılında Tuva‟nın en büyük sanayi kuruluşu olan asbest farikası, ülkenin batısındaki Akdovurak ilçesinde açıldı. Bu fabrika teknoloji eskiliği ve üretilen asbestin ihraç edilememesi üzerine 90‟lı yılların başında kapandı.
1989 yılında başkent Kızıl'da bir ortaokulun Tuvaca eğitim veren bir okula dönüştürülmesi için kampanya başlatılmıştır. Kampanyayı gerçekleştirenler 25 Ekim 1989 yılında Tuva Sosyal Merkezi'ni kurmuşlardır. Merkezin önderliğine de 39 yaşındaki dilbilimci Tuva Türk'ü Kadır-ool Biçeldey geçmiş ve Biçeldey aynı yıl Tuva Halk Cephesi'ni kurmuştur. Sonra ad değiştirilerek Demokratik Orak Hareket adını almıştır. Tuva'da demokratikleşmenin önündeki en büyük engelin bürokrasi olduğu vurgulanmıştır. Eski komünist partisine ait uygun binaların kültürel ve diğer faaliyetler için kullanılması talep edilmiştir. Tuva'da 157 ortaokulda (6.600 öğrencisi), 6 teknik okulda (4.000 öğrenci), 1 üniversitede (2900 öğrencisi) bulunmaktadır. Yılda, Tuvaca çok sayıda kitap, 2 dergi, 5 gazete yayınlanır. Her 10 bin kişiye 36 doktor düşmektedir. Sağlık hizmetleri devletin tekelindedir. Ülkedeki tek üniversite, Tıvanıñ Kürüne Üniversitedi (Тываның күрүне университеди) yani Tuva Devlet Üniversitesidir.
12 Ekim 1989 de Tuf (Tuvanın Ulusçu Frontuzu-Tuvanın Milliyetçi Cephesi)u kurmak için bir toplantı yapılır. Bu toplantıda Tuf’un programının hazırlanması, tüzüğünü planlaması ve kuruluş toplantısının yapılması kararları alınır.
1989 verilerine göre, Tuvaların %99’u Tuvacayı “ana dil” olarak nitelendirmiştir. Sadece %58’i Rusçayı ikinci dil olarak belirtmiştir. Dolayısıyla demografik üstünlüğünün yanı sıra, kültürün en önemli bileşenlerinden olan dil de, birlik cumhuriyeti statüsünde olan birçok cumhuriyete nazaran bile daha iyi korunmuştur. Bu da Rusya içindeki diğer birçok halka nazaran Tuvaların milli şuurunun yüksek olmasına etki etmiştir. Rusya’nın çabasıyla Tuvaların konuştuğu dil, edebi dil haline getirilmesine rağmen, Moğol kültürünün etkisi bu şekilde kırıldıktan sonra, Sovyetler Birliği zamanında Tuvaların diline ilişkin devlet politikası Sovyetler Birliği’nin ve Rusya Federasyonu’nun herhangi bir yerinden farklı değildi. Resmi dil Rusçaydı. Devletle ilgili olan bütün yerlerde ve üniversitelerde Rusça kullanıldığı için ve Rusça insanlara daha iyi bir gelecek sağladığı için, Rus dili Tuvacaya göre çok daha avantajlı bir durumdaydı. Dolayısıyla, Tuvacanın kullanım alanlarının daraltılması için idari yasaklar getirilmese de, Rusçanın kullanımı yaygınlaşıyor ve asimilasyon sistemi adeta kendiliğinden işliyordu. Kendi çocukları için iyi bir gelecek isteyen anne babalar çocuğun Rusça bilmesi için gayret içindelerdi. Diğer taraftan şehirleşme de asimilasyonu hızlandıran faktörlerden biriydi. Fakat buradaki süreç doğal akışa da bırakılmış değildi. Sovyetler Birliği’ndeki milliyetler politikasının genel dinamiklerine bağlı olarak, Tuva’da da özellikle Brejnev zamanında Tuvaca eğitim sınırlandırılmıştır. Bütün bunlara rağmen, Tuvalar dillerini en iyi koruyan Sovyet halklarından biri olmuştur. Özellikle Tuvalar arasında düşük şehirleşme oranının da buna etki ettiği söylenebilir. Diğer taraftan tarihi şartlara da bağlı olan milli şuurun seviyesi de hesabın içine katılmalıdır.
1989 sayımına göre, Tuvaların %70’i kırsal kesimde oturuyor ve tarımla uğraşıyordu. Kalanlar daha çok mavi yakalı memurlardı veya ulaşım, enerji, konut ve komünikasyon gibi sektörlerde yoğunlaşmışlardı. Buna karşılık, yöneticiler genellikle Ruslardan oluşuyordu. Bu gibi sebeplerden dolayı Tuva’da Ruslar ve Tuvalar arasındaki hayat standardı farklı olmuştur. Tuvaların düşük hayat standardına ek olarak, Tuvaların doğum oranı RSFSC içinde en yüksek doğum oranlarındandı ve bu, hem Tuvaların nüfusunu arttırıyor hem de hayat seviyesinin daha düşük olduğu kırsal kesimde sosyal problemlere ve suç oranının artmasına yol açıyordu.
1988-89-90 yıllarında SSCB‟de Stalin zamanında yapılan yargılamalara yeniden bakılmış, iki milyon davanın hatalı olduğuna karar verilmiş, ancak 20 bin kadar dosyada suçlamalar haklı görülerek aklama yapılmamıştır. Bu demektir ki SSCB kaynaklarına göre, Stalin döneminde Rusya‟da görülen davalarda ancak %1 oranında gerçek anlamda suçlular cezalandırılmıştır.
1990‟lı yıllarda Tuva‟nın eski Lâtin kökenli alfabesini dönüp dönmemesi konusunda ciddî tartışmalar olmuştur.
Şubat 1990’da Bölge Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine girdiği sıralarda Tuva Demokratik Hareketi adında siyasî bir oluşum kurulmuş, akabinde ülkedeki Rus azınlığa karşı bazı saldırılar başlayınca Sovyet birlikleri ülkeye müdahale etmişlerdir.
Şubat 1990’da yapılması planlanan Tuva Halk Cephesi’nin kuruluş kurultayı yapıldığı zaman, Azerbaycan’daki olaylar patlak vermiş durumdaydı ve Sovyetler Birliği’ndeki değişen siyasi konjonktüründen dolayı Tuva Halk Cephesi’nin adı Demokratik Ortak Hareket olarak değiştirilmişti. Yine de Halk Cephesi olarak anılmaya devam eden hareketin kuruluş kurultayının 258 üyesi Tuva, 31 ’i Rus, 6’sı Buryatlardan seçilmiştir.
18 Şubat 1990’da bu toplandı gerçekleşir. Başkanlığa daha sonra yapılacak seçimlerde milletvekili olan ve parlamento başkanlığına seçilen Kaadır-ool Biçeldey getirilir.
1990’lı yıllarda komünist ideolojinin ortadan kalkması, milliyetçiliğin yaygınlaşması ve bağımsızlık özlemleriyle birlikte edebî eserlerin muhtevaları da yeni hareketlere yönelmiş, toplumun komünist sistemce yok edilmeye çalışılan değerleri ön plana çıkmaya başlamıştır. Tuva Edebiyatçıları arasında; Salçak Toka, Monguş Kenin Lopsan, Kızıl Enik Kudaji, Viktor Kök-ool, Salim Sürün-ool, Stepan Sarıg-ool, Yuri Künzegeş, Oleg Suvakpit, Ekatarina Tanova akla gelen ilk isimler olarak sayılabilir.
11 Mart 1990 tarihinde alınan kararla "Tuvaca" Tuva Cumhuriyetinin devlet dili olarak kabul edildi. Bu tarihten sonra okullarda eğitim ve öğretim dili olarak "Tuvaca" daha çok yer almaya başladı.
1990’lı yıllar boyunca yoğunlaşan bağımsızlık hareketleri sonunda ülkede bulunan Rus azınlığın bir bölümü Rusya Federasyonunun iç bölgelerine göç etti. Putin’in demir yumruk politikasıyla birlikte Rusya Federasyonunun diğer bölgelerinde bastırılan bağımsızlık hareketleri Tuva’da da geriledi. Putin yaz aylarında Tuva’nın güzel tabiatını keşfederek hemen her yıl tatilini bu bölgede yapmaya başladı.
1990 yılının yaz ayında Hovu-Aksı şehrinde Tuva Türk gençleri ile Rus sivilgüvenlik görevlileri arasında başlayan çatışmalar Tuva'nın başka yerlerine de yayılmıştır. Tuva, Sovyetler Birliği'nin "sıcak noktası" olarak kaldı. Rusların baskıcı politikaları daha da arttı. Tuva Türklerinin faşistlikle, şovenizmle suçlamaya başladılar. Fakat Rus baskısının etkisi ters teperek Tuvaların arasında millî bilincin yükselmesine sebep oldu ve Tuva'daki Rus kökenli 3.000 kişi Tuva'yı terk etti.
1990’ların başında güçlenen milli bilincin ve milliyetçiliğin bağımsızlık taleplerine dönüşmesini veya bağımsızlık taleplerinin geniş taban bulmasını engellemeye çalışan merkez idare, bölgelerin istediği hukuk düzenlemelerini yapmalarına karşı çıkamamıştır.
1990 yılından önce Sovyetler Birliği’nin sıradan vatandaşları arasında pek bilinmeyen, hatta belki de hiç bilinmeyen Tuva, adını duyurmuştur. 1990 yılının yaz aylarında HovuAksu kasabasının diskosunda Tuva gençleri ve Ruslardan oluşan sivil güvenlik görevlileri arasında başlayan çatışmalar Tuvaların ve Rusların karışık olarak yaşadığı diğer yerleşim yerlerine de yayılmıştır. Bazı yerlerde Rusların evlerinin yakılma olayları da gerçekleşmiş, Tuva’nın başkenti Kızıl’da bazı Ruslar Tuvaca bilmediği için dövülmüştür. Olaylar çıkınca bölgeye İçişleri Bakanlığı’nın özel birliklerinin -OMON’un sevk edilmesi, gerginliği daha da artırmış ve yerli halkın tepkisine yol açmıştır. Yukarıda değinilen faktörlere ek olarak, Tuva gençleri arasında şiddetin yaygın olmasının başka sebepleri de mevcuttu. Bu sebeplerden birisi, SSCB’nin federal hapishanelerinin Tuva’da bulunmasıydı. Gençlerin şiddet olaylarına başvurmalarının diğer bir sebebi ise, Tuva kökenli çiftçi ailelerinin çocuklarının zorla yatılı okullara yollanmasıdır.
1990 yılında meydana gelen şiddet olaylarından sonra Halk Cephesi dağılmıştır. Onun yerine iki milliyetçi teşkilat vücuda gelmiştir: Egemen Tuva Halk Partisi (ETHP) ve daha radikal Hostug Tıva (Özgür Tuva) Halk Cephesi. Kendi bünyesinde birçok derneği barındıran “Hostug Tıva” Halk Cephesi bağımsızlık talepleriyle ve milli ordu kurma önerileriyle ortaya çıkmıştır. Hostug Tıva, evsizleri, işsizleri ve eski tutukluları desteklemek için toplu gösterileri düzenleyerek faaliyetlere başlamıştır. “Hostug Tıva” sadece dar Tuva milliyetçilik ideolojisini değil, genel olarak Türk milliyetçiliği ideolojisini benimseyen bir partiydi. Bu yüzden başka Türkçü hareketlerle işbirliği yapmaya çalışan Hostug Tıva’nın başkanı 1992 yılında Bakü’de kurulan Turan (Türk) Halk Demokratik Partisi’ne Yönetim Kurulu üyesi olarak katılmıştır.
Böylece, bağımsız Tuva Cumhuriyetini, Japonlar‟a bağlamaya çalışmakla suçlayarak binlerce kişinin ölümüne sebep olan Salçak Toka, kendi elleriyle ülkesini Sovyetler Birliğine katarak amacına ulaşmış oldu. Tuvalar arasında, 1990‟lı yıllara kadar, “TOKA” kelimesinin açılımı; “Tıvalarnı Orustarga Kattıştırgan Arat” (Tuvaları Ruslara Katan İşçi) olarak yapılıyordu.
1990‟lı yıllardan sonra ise “Tıvalarnı Orustarga Kattıştırgan Aşak” (Tuvaları Ruslara Katan Bunak) şeklinde yapılmaktadır.
1990’lı yıllarda Tuva’da kötüleşen hayat şartları, toplumda olumsuz etkilere neden olmuştur. Bugün Tuva, Rusya Federasyonu içinde nüfusun arttığı dokuz bölgeden birisidir. Rusya’nın genelinde nüfus azalması süregiderken Tuva’da yüksek doğum oranlarının devam etmesinin etkisiyle nüfusun artması işsizliğin artmasına ve özellikle kırsal bölgelerde işgücü fazlasına yol açmaktadır. Tuva’da işsizlik oranı Rusya bölgelerinin işsizlik oranları arasında en yükseklerden birisidir.
15 Ağustos 1991’de Tuva’nın bağımsızlığının 70. yılı kutlanmıştır. Böylece Tuva’nın siyasi varlığı 70 yıl önceki bağımsız Tannu Tuva Cumhuriyeti’ne dayandırılmıştır. Tuva yönetiminin bu tarihi bağı vurgulamasından bu yana, yönetim gerçek bir bağımsızlık peşinde olmamıştır. Zaten mevcut şartlarda bu mümkün değildi. Ancak Tuva’nın egemenlik konusunda Rusya Federasyonu’na alacağı katı tutum, Tuva toplumundaki milliyetçiliğin gücünü ortaya koymaktadır. Ekonomik olarak tamamen merkeze bağlı olan bu bölge, Saha veya Tataristan gibi ekonomik açıdan güçlü olan cumhuriyetlerin egemenlik mücadelesinden çok daha farklı egemenlik mücadelesini vermiştir.
(DEVAM EDECEK)
Cem Cüneyd Canan