30 Mayıs 2013
Bugün yaşadığımız Türkiye’de sözde aydınlar, başbakanın her ağzından çıkanı, alarak akıllarınca demokrasi oyunu yazmaya çalışıyorlar. Sıra ile sayılan, ayrım yapılan eski başbakanlar, onların bazılarına rahmet dilemeler, 1950 öncesi ve o dönemin liderini alabildiğine karalamak oyunun bir bölümünü teşkil ediyor. Bu hazîn ve acıklı oyunu sahneleyip, millete oynayıp duruyorlar. Milletimizin büyük bir kesimi de oynanmakta olan oyunu maalesef inanarak okuyor ve seyrediyor.
29 Nisan 2013
Türkiye’nin bin yıllık tarihi ve son yüz yıl içinde verdiği istiklal mücadeleleriyle bugünlere gelişi hiç de kolay olmamıştır. Demokrasiden yana aldığımız her tavır, eksikliklerine, bizi yönetenlerin bütün beceriksizliklerine rağmen, küçümsenmeyecek mesafeleri ölçmemizle mümkündür. Eksikliklerimizi doğuran ana neden; gerek siyasi gerekse sosyal örgütlenmelerimizin bir temele dayanmayışı, başka ifadeyle dayandırılmayışıdır.
27 Mart 2013
Her ne kadar yazımın başlığın da ERGENEKON DESTANI geçmiş olsa da, O’ Destanı uzun uzun anlatacağımı sanmayın. Ne olur, ne olmaz! Aslın da, ERGENEKON’DAN, önce anlatılacak, tabii anlayanlara! O kadar çok TÜRK DESTANIMIZ vardır ki, ortaya çıkışlarını günlerce yazsam bitmez. Yaratılış Destanı, Altay Destanı, Alp Er Tunga Destanı, Oğuz Destanı, Manas Destanı, Dede Korkut Destanı, Şu Destanı, Oğuz Kağan Destanı,
27 Şubat 2013
Aylardır aydınlarımız (!) bizlere; milleti, milliyeti, milliyetçiliği, ırkı, ırkçılığı, ulusu ve ulusçuluğu öğretmeye çalışıyorlar. İster istemez bayağı aydınlanıyoruz! Türk demekten, özellikle imtina eden bir başbakanın, bu inadına milliyetçiliği ret ederek, her türlüsünü ayakları ile çiğnemesini de ekleyince durup düşünüyoruz. Başbakan ne demiş? ‘’Biz Kürt milliyetçiliğini de, Türk Milliyetçiliğini de ayaklarımızın altına almış bir partiyiz.’’
25 Ocak 2013
Tarih, hafızası tartışılacakları sorgulamamız ve doğruyu görmemiz için yaratılmış olmalı! Her insanın, kültürel kimliği, değerleri bunun yanında ana dilini yaşatması, en tabii hakkıdır. Özellikle dilin, önemi en öncelikli olanıdır. Kimliği her ne olursa olsun, bir millet içerisinde yer alan halklar, zamanın onlara hazırladığı değişik şartlar nedeniyle, kültürel varlıklarını ya tamamen ya da kısmen kaybetmiş olabilirler.
20 Aralık 2012
Ötüken Neşriyat’ın, Haziran 2012 de ilk baskısını yaptığı Necati Gültepe’nin roman tadındaki tarih veya tarih tadındaki romanı için kalemim döndüğü ölçüde düşüncelerimi dile getirmeye çalışacağım. Şakiliği, eşkıyalığı, haydutluğu, cürümü ve şiddeti şekavet adı altında masumane gösterenlere de gerçeğin bu olmadığını, dile getireceğim. Her şeyden önce romanın konusu ve işlendiği tarihsel dönemi çok iyi bilmeli, bununla da kalmayarak, bin yıl, belki üç bin yıl öncesine gitmeliyiz.
26 Kasım 2012
Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı’ndan mavi zemin üzerinde etkinliklere davet metinlerini okumaya alışkınken, yukarıda gördüğünüz e-mail, ölümün mukadderliğiyle birlikte, saygı duyduğum insanı kaybetmenin hüznünü yaşattı. Ebediyete intikal eden her fani için, alışa geldiğimiz hiçbir konuya değinmeyeceğim. Dün internette gazetelerin haber akışlarına bakarken, basının ne kadar da ilgisiz kaldığı gerçekten beni bir kez daha üzdü.
07 Ekim 2012
İktidar partisi, kendilerinin sanki yaşama ve iktidarda kalma garantileri varmışçasına, 2023 ‘ü gerçekleştireceklerini, yetmezmiş gibi; gençlere de, kendilerinin göremeyeceklerini ifade ettikleri 2071 hedefini göstermişler! ‘’Bu tarih milenyum çapında bir tarih’’miş..! Demek ki, daire şeklinde olmalı!
31 Ağustos 2012
Büyük Zaferi benim ifade etmem, birkaç satır yazmam, idrak yoksunlarının at gözlüğü ile baktıkları yolu değiştirmeyecektir. Şayet DERS ALMAK denilen bir kavram hâlâ geçerli ise, sizinle iki büyük ÜSTAD’DAN; bir mektup ve de bir konuşmanın bir bölümünü paylaşmaya çalışalım. Magosa zindanından, Rodos zindanındaki Ebuzziya Tevfik’e 18 Ağustos 1875’de yazdığı mektupta Namık Kemal diyor ki:
01 Ağustos 2012
ÜLKE’NİN Başbakanı, bugün yaptığı ULUSA SESLENİŞ konuşmasında, ‘’AZİZ MİLLET’’ dedi de, yine inatla TÜRK MİLLETİ demedi. Belki ders alınır diye, size Sayın Doç. Dr. Ali Fuat Örenç’in 2011 yılında yayınladığı, ‘’YUNANİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞI SÜRECİNDE YOK EDİLEN MORA TÜRKLERİ’’ başlıklı bilimsel makalesinden bölümler aktarmaya çalışacağım.